2005’den 2016’ya kadar dünyanın en eski ve büyük kuyum pazarlarından biri olan İstanbul’un ünlü Kapalıçarşı’sında çok güzel insanlarla denk düştü yollarımız. Şu “çekirdekten yetişme” dedikleri gibi bir meslek hayatım oldu. Mücevher firmalarının yorucu ticari kaygıları yüzünden, sıradan ve çiğ tasarımlarından sıkılarak kendi tasarımlarımı Kapalıçarşı’da öğrendiğim geleneksel kuyum teknikleri, heykel ve oymacılığı birleştirerek kendi markam adı altında yaratmak istedim. Doğanın sunduğu mistik hikayeleri, evreni ve yarattığı büyük sanatçıları etnik bir havuzda harmanlayarak yaptığım tasarımları tamamen el işçiliği ile ortaya koymaktayım.

Etnik ezgilerin, detaycı resimlerin, yaşanmışlıkların, ve ruhumu idrak edebilmek adına yaratılan enstrümanların verdiği hazza doyabilmek için sanatın çeşitli dallarında merakımı sürdürmeye devam ediyorum.