İnsanlık Tarihinde Takı’nın Önemi

Modern insan yani Homo Sapiens, günümüzden yaklaşık 50 bin yıl önce biyolojik evrimini tamamlar ve Afrika’dan Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarına kadar dünyada her yere yayılır. Ateşin keşfinden sonra uygarlık yolunda ilerleyen insanın yaşamı gördüğü şekil de hızla gelişir. Günümüzden yaklaşık 20 bin yıl kadar önce sanatın ilk tohumlarını eken insan, uygarlık serüvenine takıyı da dahil eder.

Buzul çağı’nın sona ermesiyle birlikte Avrupa’da yoğun bir kültürel geçiş yaşanır. Neredeyse 2 milyon yıl boyunca temelde değişmeyen taş alet teknolojisi, hızla gelişmeye başlar. “Aurignac” adı verilen taş alet kültürüne kemik, fil dişi ve boynuzlardan pek çok aletin yanı sıra, mağara resimleri ve “venüs” adı verilen kadın heykelcikleriyle birlikte sanat yolunda ilk adımlar atılır. Yine aynı dönemde muhtemelen statü farkını belirten, süsleme amaçlı kemik ve fil dişi boncuklar ilk kez görülür.

Müzik aletleri yapılmaya başlandığı gibi mağara resimleri ve venüs heykelcikleri daha yaygın bir biçimde görülür. Fil dişi ve hayvan kemiklerinden oyularak yapılan (mızrak fırlatıcıları gibi) ve törensel amaçlarla ilgili olduğu düşünülen nesneler, toplumsal yaşamın giderek önemli unsurları haline gelir.

Arkeolog Richard Klein’a göre “Modern insanın davranış biçimi ile anatomik olarak modern insanın ortaya çıkışı eş zamanlıdır.”

“Aurignac” kültüründe kolye veya bilezik için boncuk üretilmeye başlanmasıyla Üst Paleolitik sanatında yeni bir dönem başlar. Batı Avrupa’daki arkeolojik araştırmalarla Aurignac kültürüne ait bedensel süs ve süslemelerle ilgili pek çok bilgi ve belge bulunur. İlginç olan, simgesel ya da sürekli, kararlı bir gelişimi olmamasıdır.

Din, büyü, sosyal davranış kavramları ile birlikte süslenme ve takı taşımaya, kıymetli saymaya ihtiyaç da birden ortaya çıkar.

Taş ve kemik aletlerle fil dişi ve kemik boncuk yapmak hiç kolay değildir. Kesme, yüzeyi şekillendirme, aşındırma, delme ve parlama gibi bir dizi işlem söz konusudur.

Arkeolog Randall White usta birinin eski taş yontma aletleriyle yani Paleolitik aletleriyle belki günde bir santimetre çapında dört beş kemik boncuk yapabileceğini belirtiyor. “Boncuklara bu denli emek veriyorsanız, onların sizin gözünüzdeki değeri elbet artar”

“Vücudun yüzeyi toplumsallaşma oyununun oynadığı bir sahneye, bedensel süslemeler de bunun anlatı aracına dönüşmüştür.”

Bazı deniz kabukları ve mamut dişlerinden yapılmış takıların yüzlerce kilometre öteye takas ya da göç yoluyla taşınmış oldukları keşfedilmiştir. Bu takıya verilen önemi gözler önüne seriyor.

Takının simgesel anlatımı Üst Paleolitik toplulukların avcı yaşam biçimi ve şamanist inançlarıyla da özdeşleşir. Kolyelerin önemli bölümü delinmiş hayvan dişleri, çoğunlukla da tilki ve diğer etcil hayvanların dişlerinden yapılmıştır. Büyü inancında, bütün, bütünün bir parçasıyla çağrıştırılır.

Takıyı taşıyan insanın, avlanacak hayvanın ya da totem hayvanının güç, çeviklik gibi özellikleri veya ruhani gücüyle bütünleşmesi amaçlanır.

Benzer davranış gösteren tüm eski çağ toplulukları bedenlerine dövmeler (moko) ya da desenli yara izleri açarak, boyanarak ve takılarla donanarak güzelliklerini arttırmaya çalışır “Yani moda; manevi inançlar, sihir, büyü ve sanatla birlikte yontma taş (eski taş/paleolitik) çağında doğmuştur.”

Kültürün temelini oluşturan soyut kavramlar; dil, bilinç, inanç ve mitoloji, yani insanı insan yapan özellikler 40 bin yıl öncesinden günümüze ulaşamamıştır. Bu nedenle, mağra resimleri, yontular, alet ve takılar gibi soyut veriler, yaratıldıkları ortamın yok oluşuyla anlamlarını büyük ölçüde yitirmiştir.

Günümüzde yeryüzünün yalıtılmış köşelerinde varlığını sürdüren avcı ve toplayıcı Paleolitik Çağ sürecindeki topluluklar (Afrika’da Kalahari Çölünde yaşayan San Kabileleri, Avusturalya’nın yerlikeri olan Aborjinler, Orta Amerika’nın tropik ormanlarındaki Amazon kızılderilileri, Papua Yeni Gine halkları gibi) üzerinde yapılan antropolojik araştırmalar sanar, mitoloji, toplumsal davranış biçimleri yönünden Paleolitik Çağ kültürünü anlayabilmemiz için pek çok ipucu verir. Aborjinler’de gelişkin akrabalık sistemleri ve mitolojinin yanı sıra zengin bir toplumsal ve dinsel gelenek vardır. Ağaç, tüy ve hatta kan kullanılarak yaptıkları süslemelerde yansımasını bulan simgecilik göz alıcı boyuttadır.

İlkel toplumların vücut süsleme geleneğinde, köklü bir bağlılıkla yerine getirilen törelere dayalı toplumsal yapının kuralları yatar. Bu kuralların başında da dinsel ve büyüsel inançlar yer alır. Ayrıca kişinin mensup olduğu klan veya kabilenin, topluluk içindeki statüsünün belirlenmesi, cinsel bakımdan vücudun çeşitli yerlerini çekici kılma ve geçiş ritüelleri (ergenlik, savaşçılığa geçiş, evlilik gibi seremoniler) süslemede rol oynar.

Günümüzde geleneksel sosyal yapı ve kültürünü koruyabilen birçok halkın ve etnik grubun takılarında kökleri çok eskilere uzanan simgeler kullanılır. Kabile ve kabileye mensup kişilerin kimlik işaretleri olan özel form ve desenlerin takıda kullanımıyla kabile kimliğinin ve dolayısıyla kabilenin koruyucu bütünlüğü sergilenir. Ayrıca, kabile içinde bekar veya nişanlı kızlarla evli kadınların farklı saç kesimleri ve takıları aracılığıyla sosyal statülerini belirginleştirmeleri hala çok yaygın bir gelenektir.

Avrupa’dan Batı Avrupa’ya uzanan bir alanda Akdeniz’den getirilen bir midye türünden yapılmış muska ve süs eşyaları kullanılır.

Neolitik topluluklar doğa üzerinde daha geniş bir egemenlik kurmalarına rağmen, doğaüstü inançlarını belgeleyen pek çok muska-takı buluntusu vardır. Örneğin Mısır, Merim’deki neolitik topluluklar, kullanana taş baltanın gücünü vereceği inancıyla kolyelere takılmak üzere küçük baltalar yapmıştırlar.

Kuyumculuğun Doğuşu

Kalkolitik Çağ’ın en önemli özelliği, alet yapımında bakır kullanımının artışıdır. Doğal, saf bakırın nadir bulunması nedeniyle artan talebi karşılamak için, Kalkolitik Çağ’ın ortalarında ergitme (sıvılaştırma-eritme) yoluyla bakırın ayrıltırılması ve dökümle şekillendirilmesi tekniği geliştirilir. Bu tekniği Yakındoğu’da kurşun, kalay ve bakırın indirgenmesi izler. Altın, zaten doğada saf biçimde veya gümüşle alaşımı olan elektron biçiminde bulunan ve kolay işlenen bir metaldir. Yoğun emek gerektiren madencilik ve metal işlemeciliği insanlığın ilk endüstriyel üretimi, aynı zamanda da Bronz Çağı’nda zirveye ulaşacak kuyumculuğun öncüsüdür.

Kalkolitik Çağ’ın bin yıllık evresinde, maden ergitilmesini bir dizi önemli buluş izler. At, eşek, çöllerde ise deve evcilleştirilerek taşımacılıkta kullanılır. Sabanın bulunması ve öküzün çifte koşulmasıyla tarla çiftçiliği başlar. Böylece, Neolitik Çağ’daki çapalı bahçe tarımını omuzlayan kadın emeğinin yerini erkek emeği alır. Kadının sosyoekonomik yapıdaki güç kaybı sonucu anaerkil toplumsal yapı çözülerek, ataerkil yapı kurumsallaşır. Dinsel yapıda da erkek tanrılar ana tanrıça kültlerinin önüne geçer. Sosyal ve siyasi örgütlenmede öne çıkan yönetici ve rahip sınıf, statü ve güçlerini sergileyecek sembol ve takılar taşımaya başlar. Kentlerin ve ekonominin merkezi konumundaki tapınaklara değerli eşyalar sunma ihtiyacı, takı yapımına yeni ufuklar açar.