HELENİSTİK DÖNEM TAKILARI

Helenistik Dönem (M.Ö. 330-30)

BÜYÜK İSKENDER VE HELENİSTİK KRALLIKLAR

Thessalia’nın kuzey ve kuzeydoğusunda M.Ö. 7. yüzyılda kurulan Makedonya Krallığı, önceleri barbar bir devlet olarak görülerek, Yunan toplumunun dışında tutulur.
Makedonya Krallığı’nın M.Ö 5. yüzyılda güçlenmesiyle, Yunanlılar tarafından benimsenir ve olimpiyat oyunlarına kabul edilirler. M.Ö. 395’de Makedonya tahtına oturan 2.Philippos güçlü ve disiliplinli bir ordu kurarak, kuzey ve Ege’de bulunan Amfipolis kentini ve yakınlarındaki Pangaion dağı altın madenini ele geçirir. M.Ö. 338’de de Yunanistan’ı işgal eder.

  1. Philippos’un öldürülmesinden sonra tahta çıkan oğlu 3.Aleksandros (Büyük İskender), M.Ö. 334’te Anadolu’ya girerek, Granikos (Biga çayı) yakınında Pers kuvvetlerini yener. Bütün Anadolu’yu ele geçirdikten sonra 333’te Kilikya, İssos’ta Pers kralı Darius’la yaptığı savaşı da kazanır. Pers İmparatorluğu artık tarih sahnesinde yoktur.

Büyük İSkender, Pers İmparatorluğu’nun yönetim merkezleri olan Susa, Ekbatana, Babil ve Persepolis şehirlerini aldıktan sonra, ele geçirdiği altın ve gümüş stoklarından kendi adına altın staterler ve gümüş tetradrahmiler bastırır Bu sikkeler, imparatorluğun para biriminin bütünlüğünü oluşturur. İskender’in Pers karayolu ağını onartması ve stratejik noktalara yeni şehirler kurarak buralara Makedon, Yunan ve yerli halkı yerleştirmesi, ticareti ve ekonomiyi canlandırır. Yunanistan ve Trakya’dan, Anadolu ve İran topraklarına, Asya içlerinden Hindistan’a ve Mezopotamya’dan Mısır’a uzanan bu dev imparatorlukta, farklı kültürler bir potada kaynaşır. Ancak İskender’in genç yaşta ölmesi, imparatorluğun bütünleşmesi sürecini sekteye uğratır. Makedonya Krallığı, uzun kargaşa ve iç savaşlar sonrasında, generallerin kurduğu helenistik krallıklar arasında paylaşılır.

HELENİSTİK TAKILAR

Helenistik sanat, Yunanistan ve batı Anadolu’da yaratılan klasik kültürün, Akdeniz havzası ve Ortadoğu kültürleriyle sentezinden doğar. Helenistik üslubun erken döneminde, sanatçılar M.Ö. 4.yüzyılın zengin stilini, daha barok bir yorumla heykel, küçük plastikler ve tasarım takılarla sürdürür. Akhemenid mücevherciliğindeki ayrıntılar ve renkli düzenlemeler de batı anlayışına uygun modellere uygulanır.

Helenistik dönemde, Pers hazinelerinde biriken altın ve gümüş stoğunun dolaşıma girmesi, gündelik hayatta gösterişli altın takıların kullanımını yaygınlaştırır. (Higgins-1980) Soyluların, yeni zengin arazi sahipleri ve tüccarların Persler’e özenerek sanatçıları pahalı siparişlerle desteklemesiyle, ince işçilikle bezenmiş gösterişli takılar üretilir. Bu takıların belirgin özelliği, geniş çizgiler ve ön plana çıkan doğal ve değerli taşlardır. Diğer belirgin özelliği ise mücevhere rengin girmesidir. Doğal taşların ve minenin klasik çağda çok az kullanılmasına karşın helenistik takılar, Persler’den alınan mine tekniği ile birlikte kullanılan Doğal taşlar olan Akik, Oniks, Jasper, Ateş opali ve Kalsedonun yanı sıra, Zümrüt, Ametist, İnci özellikle Altın-Gümüş ile muhteşem bir uyum sağlayan Garnet ve Lal taşı sıklıkla kullanılır.

Yeni formlarda kraliyetin istediğinin dışına çıkıp sanatçılar kendi fikirlerini tasarımlar haline getirerek özgün takılar yaratır. İşçilik kalitesi yüksek olan bu takıların telkari ve kalemkarlık tekniği, erken Etrüsk sanatının inceliğine ulaşır. Bölgesel ayrılıkların azalması takı biçimlerinde de bütünlüğü sağlar. Bronz çağında Mısır ve Minos kuyumculuğunda ortaya çıkan ama ender olarak kullanılan Herakles düğümü, Helenistik takılarda yaygın biçimde kullanılır. Mistik anlamı sağlık, mutluluk ve sevgi olan bu motif, filigre süsleme ve rozetlerle bezenerek ön plana çıkarılır Mısır kökenli İsis-Hathor motifi ile sağlık ve uzun yaşam simgesi olan yılan figürleri, helenistik takı repertuvarının diğer önemli simgesel motifleridir. Hayvan başları ile Afrodit, Eros ve Nike figürleri takılarda ana konuları oluşturur. M.Ö. 3. yüzyıldan sonra vaşak, yunus, ceylan gibi yeni hayvan figürlerinin de kullanımıyla çeşitlilik artar. Lüks ve kaliteli takılara olan yoğun talep, Helenistik dönemde uzmanlaşmış kuyumcu atölyelerinin toplandığı merkezlerin gelişmesini sağlar Üretimin büyük bölümünü ihraç eden bu merkezlerin en önemlileri, Mısır’da Aleksandria (İskenderiye), Anadolu’da Antiokhia (Antakya) ve Lampsakos’tur (Lapseki) Ancak M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren, hem ekonomik sıkıntılar hem de Roma’nın artan siyasi ve kültürel etkisiyle, helenistik takılarda yeni bir biçimlenmeye gidilir. Daha az altın ve daha çok doğal taş kullanılmaya başlanır…